| beyaz çiçekler, mumlar, tütsü kokusu |
drugsHayatım boyunca kendime benzer birini aradım.Aynı derecede ortada kalmış, histerik, mutsuz.Benim gibi hisseden birine kendimi anlatabilmek ve kendimi dışardan görmekti amacım.Başka bir surette görsem kendi ruhumu, tanır mıyım ondan bile şüpheliyim.Hem çoğu zaman kendime katlanmakta zorlanırken, nereden çıktı benden bir tane daha bulma saplantısı.Bu arayış yüzlerce insana kurulan samimiyetsiz cümlelerle mi sonlanır, yanlızca rüyamda gördüğüm yerleri insanları aramaktan yorulmamla mı.Benim gibi olan bir başka kişi, ben onu arıyorsam, beni arıyor olmalı.Uyuyabilmek için ilaç içiyor, rüyasında günlük hayattan kalan artıklar arasında gezinmekten keyif alıyor ve belki de bazen hiç uyanmıyor olmalı.Var olmaktan acı çekiyor olmalı aynı zamanda ve depresyon bir moda akımı olduğundan beri mutsuz görünmektense hiç görünmemeyi tercih ediyor olmalı pek çok zaman.Onunla nasıl karşılaşabilirim bu okyanusta, nefesimi tutuyorum çünkü ağzımı açtığım anda katran fışkırıyor ağzımdan burnumdan kulaklarımdan, kara izi bir utanç örtüsüne sarıyor beni, yapışkan, pis kokulu.Katrana bulanmış ve etrafıma bu iğrenç siyah ağır yapışkan sıvıyı dağıtmışım, mesafelerini koruyor insanlar, nefesimi tutmalıydım.Annem bazen ilaçlarımı sayıyor, bana ilaç saatlerinde kendisi vermeyi bıraktığından beri.Sayılar benim için olduğu kadar onun için de hayati önem taşıyor belli ki.Saatler bile sadece sayı.Günler takvimdeki sayılar, ilaçlar da öyle.00:58 - 28/8/2009 - yorum {2} - yorum yazit happens, promises broken, reasons let go.![]() 12:14 - 22/7/2009 - yorum {yok} - yorum yazMediocrity.1![]() Bir an nefes alamıyorum, kafamda hala birbiriyle ahenk içinde ama anlamsız görüntüler ve sesler dolanırken, bilincim beni yere çekiyor, uyanıyorum.Göz kapaklarım yapışmış, ağzımda paslı bir tat var ve hareket edemeyecek kadar bitkinim.Tuvalet,mutfak,kase,süt,mısır gevreği kaşık.Bilgisayarın ve televizyonun düğmesine ne zaman dokunduğumu hatırlamıyorum bile, oysa hayatta kalma mekanizmam işliyor ve düşünmeme izin vermemekte kararlı.Bütün bu uyaranların arasında rüyamı hatırlamaya çalışıyorum.İçimden geliyorsa, bir anlamı olmalı, geçmişe ve bugüne ve aptal olduğum sabahlar geleceğe dair işaretler arıyorum bu deli yönetmenin uyuşturucu etkisinde çektiği yanlış montajlanmış filmlerde.Bağlantılar, bana yolu göstermeli, her şey bağlantılı.Televizyondaki kadın benim düşüncelerimi bölmek istercesine bağırıyor, farklı aksanlarla konuşmanın modası geçen yüzyılda sona ermemiş miydi? venlafaksin-paroksetin-lityum Zamanın akışını-neredeyse dakikaları ve saniyeleri- görebiliyorum.Saatlerce ,ilgilenmediğim şeyleri okuyabilirim,izleyebilirim,uyuklayabilirim.Aylar boyunca, her gün.Akşam olmasını bekliyorum sabırsızlıkla, Sandman, bana her zaman nazik ve şefkatli.Sandman, kabuslarla dolu ülkenin kapılarını açan ve bana pençelerini geçiren ve beni dünyadan koparan canavar.Yatağın altında ve üstünde, kafamın içinde ve ilaç kutusunda.Bir noktada belki gerçekleşecek ama muhtemelen asla gerçekleşmeyecek dialogların her bir satırını yazıyorum kafamda, mükemmel olana dek, bana koşulsuz galibiyet sağlayana dek, verilebilecek her muhtemel cevaba hazırlıklı ve her muhtemel soruyu kaldırabilecek güçte.Tamamen aklıma kazınana kadar cümleler tekrarlıyorum.Sigaram bitmiş. Asansörün düğmesine bas-karşı komşu? -İyi günler. -iyi günler, senin okulun bitti mi ne zamandır burdasın? -Bitti, bir kaç gün oldu. Bekle, karşı komşular tatilde olmalı, buna gerek yok.Kapı deliğinden bak, asansör duruyor.Işıklar yanmıyor.Çık. Bakkal. -Bir kısa winston box lütfen?-Teşekkür ederim.(para ver üstünü al) O kadar da zor olmasa gerek.Her bir kaldırım taşını, asansörün düğmelerini, bakkalın kapısındaki bakımsız dergi raflarını gözünde canlandır.Hazırsın.Çık. Bir ormanın ortasında tek başınasın, besin zincirinde tam olarak bulunduğun yeri kestirmek güç, ama yırtıcılardan biri olmadığın kesin.Buraya yabancısın, bedenin ve düşüncelerin bu ortamda hayatta kalmak üzere planlanmamış.Bir vahşi hayvanın içgüdülerine sahip değilsin, oysa ormanın ortasında doğdun.Evrimin yarattığı bir şakadan başka bir şey değilsin sen.Hayatta kalma şansı olmayan, soyunun nesiller önce tükenmiş olması gereken bir tür.Orman sana bağırıyor, burada doğdun, burada yaşadın, hayatta kalmayı en az diğerleri kadar biliyor olmalısın.Oysa sen, doğduğun andan beri bu yanlışlığın farkındasın, diğer canlılara hayat veren oksijen, ciğerlerini yakıyor.Su asitmişçesine derini eritiyor.Onların sosyalleşme dedikleri, senin için yamyamlık.Yine de burdasın.Kendi ininden asla çıkmamalıydın. Kendi pek rahatsız koltuğumun huzurlu ve yer yer lekeli yüzeyine kendimi bırakıyorum, nefesimi düzenlemem , sakinleşmem, bir kaç dakikamı alıyor.Koltuğun çevresine sıralanmış ve cehennem sıcağı havada serinleticiliğini kaybetmiş pek çok boy ve çeşitteki içecek şişesinden, en yeni görünenini alıyorum, bir iki yudum içiyorum asidi kaçmış ılık sıvıdan.Bir sigara yakıyorum.Bugün için safari sona erdi. Zaman, yavaş bir nehir.Ayaklarımı bu nehire uzatıyorum, serinletiyor beni, durağanlığın huzuru.Daha geceye çok var, sevgili Rüya Kralı nın ülkesine ulaşmaya.Her şeyin bir anda var olduğu, birbirine dönüştüğü ve bir bütün olup yok olabildiği o yere. 02:56 - 18/7/2009 - yorum {yok} - yorum yaz7 çocuk.Kıyamet.Eski ev 7 yılın ardından sessizliğini ilk kez o gün bozdu.7 kıtadan gelen 7 ziyaretçinin sesleri, tozlu koridorlarda, sararmış perdelerde, havları dökülmüş renkleri solmuş halılarda yankılandı.Eski ahşap bina, kış gecelerinde rüzgarla inler, sıvaları her yağmurda aşındıkça, kirişleri her gece çürüdükçe yaşlı bir insanın son nefesini vermesini andıran sesler çıkarırdı.İnsanlar yıkıldı yıkılacak bu eski eve, öldü ölecek bir ihtiyara davrandıkları gibi davranır, kendi hallerine şükreden bir sahte huşuyla yanından geçer,bugün yarın eski evin sessizce yıkılmasını beklerdi.Nasılsa uzun yılların gürültüsünün ardından, 7 yıldır sessizdi.7 kıtadan ziyaretçisi henüz gelmemişti. Kiremit çatısını, paslı yağmur olukları çevrelerdi eski evin.Mahalledeki kediler bile bu ölümü bekleyen eski eve yanaşmaz, kargalar uğursuz bakışlarıyla evi uzaktan izler, ziyaretçilerin geleceği saati bilirmiş gibi, beklerdi. O alalade gece evin sessizliğini ilk bozan çekik gözlü, sarıya çalan tenli, gece gibi siyah saçlı minyon bir kız çocuğu oldu.Gelecek misafirlerin en yaşlısı kendisiydi halbuki.Bu kız çocuğu yanında bozkırın nefesini getirmişti.Nemle günden güne çürüyen evin, içi ısındı uzun zamandan sonra.Dünyanın merkezindeki sıcak enerjinin dünyayı ısıttığı ilk zamanlar gibi, kızın varlığı ısıttı içini.Kızı taşıyan at rüzgarın sırtına binmişti, ve evin ürpertici havası bile onun sahibine sadakatini etkilemezdi.At sakince beklerken ölü evin bahçesinde, toprak kızını, bir diğer misafir aydınlattı evin havasını. İkinci konuk, genç bir delikanlıydı, açık kumral saçları beyaz teni ve renkli gözleriyle, toprağın kızının yanında durdu.Kadim dostunu selamlarken bozkırda çölde oluşan mucizevi bir gökkuşağı gibiydi.Çocuk ihtişamlı bir masal prensiydi, çocuk yeldeğirmenlerinden, çocuk bereketli yeşil vadilerden gelmişti.Kızdan belki biraz daha gençti, ama sadece biraz.Bu evin ilk sahipleri, kendileri olmuştu, bozkır kızıyla bereketli doğa çocuğu sarmaş dolaş geçirmişlerdi hayatlarını.Birinin nerede bittiğini diğerinin nerede başladığını fark etmek, çoğu zaman sadece bir coğrafi meseleydi. Sonra okyanusun ötesinden ilk misafir geldi, kehanet kızı.Bilinmeyen zamanlarda yıldızların izdüşümünde yapılmış, görkemli tapınakların gölgesinde öğrenmişti sanatı, kehanet sanatını.Gelecek Maya'nın ellerinde yazılı olmuştu hep, maya kehanetin kızıydı.Aksini sorgulamadan zamanları oluşturan ve zamanları işaretleyen onun elleriydi.Ellerindeki her bir çizgi, sadece kendi gizemli topraklarının değil, her bir çakıl taşının ve her bir su damlasının izini taşırdı.Kucağında bir bebek taşıyordu, zamanın başlangıcından beri bağrına basmıştı onu, bebek uysal ve sessizdi.Bebek acı dolu ve ihanet doluydu.Bebek, yeşil vadilerin çocuğuna nefretle bakar ancak bu yasak aşkın meyvesi olarak babasından kopamazdı. Ardından onu okyanuslar ötesinden gelen bir başka misafir izledi, evin 7 yıllık sessizliği ve durağan, gri havası yerini harekete ve renklere bırakıyordu.Bir şarkıya eklenen yeni bir nota, ya da bir resme eklenen yeni bir renk gibiydi, tabiatın çocukları, her gelen yeni misafir.Üstü toz toprak dolu başında okaliptüsten bir taç olan açık tenli yeşil gözlü ve yıllar süren yanlızlığına ve uzaklığına rağmen neşesini kaybetmemiş bu genç kadın, onlara kendi yanlız topraklarının şarkısını getirdi. Sesler birbirine karışır ve evin 7 yıllık yanlızlığı süresince birbirine hasret kalmış çocuklar heycanla buluşurken ve içleri ısınmışken sohbetin melodisinden...Birden uğursuz bir soğuk rüzgar evin içinde esti, içinde özgün ve eşsiz kar kristalleriyle.Bu ani soğuk, evin sıcaklığının ve eski dostlarla buluşmanın verdiği sarhoşluğun etkisini bir anda kesti.Geriye kalan son üçlüyü düşünerek huzursuzca birbirlerine bakındılar.Toplanma nedenlerini hatırladılar, Maya ellerini sıktı, Bozkırın kızı onu teselli etmek istercesine hafifçe dokundu omzuna, ve hepsi gelmekte olan iki misafirin, belki en sevilmedik ve beklenmedik olanlar değil henüz, onun için fazla soğuk, ama her ne olursa olsun yeterince kötü olanın düşüncesiyle bakışlarını gıcırdamakta olan kapıya çevirdiler. İki genç adam içeri girdi, tenleri hastalıklı bir beyazın tonlarını taşıyordu ve dudakları soğuktan morarmıştı.Mavi gözleri adeta buzdandı ve birbirinin tam bir kopyasıydılar.Ant ve Ark, ikizdiler.Odada estirdikleri soğuk rüzgarı aratmayacak soğuk bir ifadeyle, odanın içine süzüldüler.Duruşları o kadar vakur ve sıska bedenleri o kadar kendinden emindi ki, yeşil vadilerin çocuğu ürpertiyle geri çekildi.Onlara dokunmak ölüm demekti, ve onlardan bir sonraki gelecek olanın ölümü getireceği düşüncesi ironikti.Dünyanın daha genç olduğu zamanlarda en azından daha sağlıklı ve daha bütünlüklü göründüklerini düşündü Maya, zaman onları adeta eritmiş, hasta etmişti, olduklarından daha hasta olmaları mümkünse tabi.Beyazlıkları evdeki bütün renkleri bastıran yansımalarla doluydu, bir ölünün teninin beyazı ve bir albino kadar beyaz saçları, kaşları.Ant çevresine bakındı:''daha o gelmedi mi?'' Sonra hepsi duymaya başladılar.Davul, tamtam sesleri akıl almaz dehşet anlarını zevk dolu melodilerin içine sıkıştırmış o delilik şarkısı.Kan kokusu, soydaşını tüketmenin lezzeti.Geceyi aydınlatan alevlerin arasında, unutulmuş eski tanrılar için yapılan sonsuz işkence ve delilik ayinleri.Büyü.Ateş.Ölüm.ZEVK. Kapkara teniyle gece neredeyse görünmezdi, Cangıl , Gözleri teninden de koyu iki kara delik, bakanı içine çeken ve insanı var olduğunu bilmediği kadar yeryüzünün derinliklerine, şeytanların dünyanın merkezinde alevlerden atladığı her yerde yanık insan eti kokusu duyulan o yere götüren.Neredeyse çıplaktı ve savaş boyalarına bulanmıştı bedeni.Kendine verilen acının, tanrılara, adı anılmaması gereken tanrılara, verilen kurbanların izleriyle doluydu bedeni.Hoş bir karşılama beklemiyordu Cangıl, onların nazik ve soylu adetlerini umursamazdı zaten, yerinin yanlış olduğunu düşünüyordu, o ormana aitti.O timsahların ve maymunların ve aslanların toplantısına dahil olabilirdi.Burası ise, onun için kendini üstün gören bir avuç budala özünü inkar ederek hayvandan daha azına dönüşenlerin meclisiydi. 7 misafir toplandı, Evin 7 günlük, 7 zamanlık yanlızlığı sona erdi. Daha dün terk etmişlerdi her biri bu evi, ancak maya kızı nın gözlerinde görülebileceği gibi, yeniden toplanma zamanı gelmişti.Hepsinin toplanmasıyla ev, sanki yılların yorgunluğuyla zoraki yaptığı görevinden azat edilme zamanı gelmiş gibi, gevşedi.Evin çocukları, bütün sevgi ve düşmanlıklarını bir kenara koydular.Bir'diler ve tekrar bir olmanın zamanı gelmişti.Ayrı isimlerinin bir önemi yoktu, çünkü parça olarak önemleri yoktu.Hepsi Gaia'ydı.Hepsi aynıydı.Hepsi biliyordu ki, zaman gelmişti.Birbirlerinin içinde erirken derin nefesli bir çalgının, binlerce yılın ağıdını anlatan melodisini duyuyorlardı.7 notanın mükemmel harmonisi, kıyamet bestesini çalıyordu.Kulakları bu sesle dolarken yavaş yavaş kendileri olma bilincini yitiriyorlardı.Bu sese evin artık dayanamayan kirişlerinin çatırtısı, kırılan camların şangırtısı ve yok olan diğer bütün her şeyin son çığlıkları karıştı.Ev yıkıldı, küçücük parçalara bölündü ve sonra toza dönüştü.Evrenin sonsuzluğunda savrulurken geride kalan tek şey Gaia'nın kendisiydi. Evin yıkılmasının şahidi olan kediler ve kargalar, bir başka eski ev bir başka kıyamet sahnesi izlemek için evrenin dört bir köşesine dağıldı. Bu mutlak son un ardından ne yas tutacak, ne ağıtlar yakacak ne de kahramanlık hikayeleri anlatacak kimse kalmamıştı. yıl:2012 16:35 - 21/6/2009 - yorum {2} - yorum yazKaranlığın Vaizi![]() Karanlığın çocuğu, cesur ol.1-2-3 nefes al.Derin bir nefes al, tüm hücrelerine oksijen ulaşana kadar.Karanlığın çocuğu, cesur ol, parlak ışıkların aldatıcılığına meydan oku.Karanlık seni izledi, yolunu çizdi, seni buldu.Cesur ol.Işığın altında samimiyetsiz gülüşmelerden sakın.Kendi türünle yakınlaşmalardan sakın.1-2-3 karanlığın çocuğu, delilik yaklaşıyor.Kıyamet sonrası evrenin bitmeyen gecesi seni bekliyor.Umut etmekten vazgeç.Işıklardan vazgeç.Daha üstün olana erişmek için ellerini kesen dikenli tellere,ışığın altındaki şımartıcı gülümseyişlere, aklını çelen melodilerle donatılmış seslere rağmen, gözlerini kapat ve kendini teslim et. Uyumak üzere kapamıştım gözlerimi, gözlerimin kapanmasını fırsat bilen karanlığın vaizi dualarına başladığında.Nefes alışımı onun histerik sesine senkronize ettim.1-2-3.Gözlerimi kapattığımda başka bir dünya bekliyor beni.Kafamın içinde, karanlık bir dünya.Dokunabiliyorum,hissedebiliyorum, kokusunu alabiliyorum..Kim beni bunların gerçek olmadığına ikna edebilir.İkisinden birinin gerçek dünya olması gerekir, ikisi de aynı derecede yanıltıcı oysa.İkisinde de birşeylerin gerçek olmadığına dair semptomlar görünmekte.Belki de sadece benim bakış açım hastalıklı olan.Karanlık vaiz, ışık varken gölgelerde, nefes alışıyla hafifte uçuşuyor saçlarım, kulağımın hemen arkasında, beni geceye çağırıyor.Gece onun krallığında bir yabancıyım ancak, ışığın kızı, onların dünyasında bir cüzzamlıyım.İki tayfunun arasına sıkışmış camdan bir heykel gibiyim.Kırılmam an meselesi.Kırılmam her an, kırılmam, ölümün vadisine ulaşana dek. Öüm, ne karanlığa aittir, ne aydınlığa.İkisinin de hakimi.İkisinin de nihai ve tek tanrısı. Karanlık vaizin hipnotize edici sesi giderek daha yüksek geliyor kulağıma.Gözlerimin üstünde ağırlığını hissediyorum.Duası derin boğuk ve öylesine sarmalayıcı.Karanlık ülkeye girmek için, ışıktan vazgeçiyorum.Onun ülkesinin deliliği, beni karşılıyor.Biribirine geçmiş görüntüler, eğilen bükülen grotesk şekillerle,dillendirilemeyecek bir dehşete dönüşen cisimler.Gözlerim kapalı.Nefeslerim düzenli.O karanlık dünyadayım şimdi, karanlığın çocuğu cesur ol, ait olmak için ışıktan vazgeçmelisin.Bir parçan bize ait, hepsini vermelisin. Gözlerimi yakan güneş ışığı uyandırıyor beni, aydınlığa kendimi teslim ettiğimde huzursuzluğum bir an için diniyor, karanlık vaiz beni yanlız bırakıyor, yanlızım.Sonra sıradan günün dehşeti başlıyor.Parlak keskin cisimler, ağır, iç bayıltan sıcak hava, nefes almak bile zor.Çalışan makinelerin uğultusu, cehennemi hatırlatan yanık benzin kokuları.Kül ve toz ve bağırışlar.Karanlığın vaizine yalvarıyorum, gözlerimin üstüne çök yeniden, beni kendi krallığına al. 18:58 - 1/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Tanım intihar anıları dolu bi odada anlatılan günlük hayat hikayeleri Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Son yazılar - drugs - it happens, promises broken, reasons let go. - Mediocrity.1 - 7 çocuk.Kıyamet. - Karanlığın Vaizi - genler ve kıyafetler. - 15 minutes of shame - homesick because i no longer know where home is. - We'll buy some drugs and watch a band Then jump in the river - it was all yellow.. Arkadaşlarım - joezombi - morokuz - muzy - erdemselvi - isis13 - floydian - jayx - ashtray - evilcat - ysuf3000 - rockmuzik - uyuyanquzel - tezene - ruyatabirler |